14 Ağustos 2012

Nihat Genç

Karagöz oyununu bilmeyen yoktur, hakkında yapılan araştırmaların, yazılanların, tezlerin sayısını bilmek mümkün değil. Çocukken Karagöz'le Hacivat'ın yaptığı ağız dalaşı çok hoşuma giderdi :) büyüdüm, kaç yaşında adam oldum ama hâlâ bu güzel gösteriye ait rast geldiğim şeylere göz atmaktan kendimi alamam

Geçenlerde Türkiye'nin en büyük, en yetenekli yazarlarından biri olan Nihat Genç'in daha önce okumadığım "Modern çağın canileri" isimli kitabına başladım. Genç, kitabında Karagözle ilgili bir konu yazmış, büyük bir beğeni ve merakla okudum.

Avrupa'dan gelen modern hayatın halkın görüş ve beğenisini nasıl değiştirdiğini, geleneksel Karagöz oyununun da bundan nasıl etkilendiğini belirten yazıda Genç, Karagöz'ün tekrar yaygınlaştırılması için yapılanları anlatırken; Atatürk'ün de bu oyunu 'eski günlerinde olduğu gibi' canlandırmak için Türk Ocakları'nda oynattırdığını yazıyor.

Fakat burada benim ilgimi çeken şey en beğendiğim yazarlardan biri olan Refik Halid Karay konusu oldu. Bildiğiniz gibi Refik Halid yeni kurulan cumhuriyete karşı olan bir isim ve bu yüzden de Atatürk'le arası açık.

Ama Refik Halid öylesine kalemi güçlü ve yetenekli bir yazar ki Karagöz oyunu için yazdığı metin o zamana kadar onlarca Karagöz oyunu seyredip yapılanlardan memnun kalmayan Atatürk'ü bile güldürmeyi başarmış.

İşte, Nihat Genç'in kitabında bu konuyla ilgili bölüm;
".......................
Milli olan her şeyi baştacı eden Mustafa Kemal, 1930'lu yıllarda Karagöz'ü, halkın milli zaferi gibi merak edip, diriltmeye karar verir. Türk Ocağı'nda oynatır, ancak tadını alamaz. Ancak bir defasında Karagöz oyununu çok beğenir, güler. Bunun yazarı kimdir, der. Paşam, o bizim sürdüğümüz milli mücadelede bize muhalefet eden ünlü Refik Halid Karay'dır, derler. Karagöz'e attığı kahkahaların hatırına Mustafa Kemal orada hem Refik Halid'i hem de diğerlerini affeder.
............."
Bu konunun geçtiği "Modern çağın canileri" isimli kitap olağanüstü genişlikte konuları ve çok büyük bir zaman dilimini kapsıyor.

Herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm nadir eserlerden biri olan kitabı okuyup bitirince diğer okuduğum kitaplarda olduğu gibi karelideftere yazacaktım ama bir de baktım ki Nihat Genç'in neredeyse bütün kitaplarını okuduğum halde bir tanesini bile buraya yazmamışım.

Tabii ki bunun nedeni Nihat Genç'in kitaplarını karelidefteri açmadan çok önce okumuş olmam. (Durum böyle olunca da buraya yazmaya başladığımda hepsinin üzerinden yıllar geçmiş oldu.)

Karelidefter'e de bildiğiniz gibi son bitirdiğim kitapları, seyrettiğim filmleri, dinlediğim albümleri yazıyorum. Geriye dönük olarak daha önce okuyup seyrettiğim ya da dinlediğim onbinlerce şeyi yazmam siz de takdir edersiniz ki hem çoğunu yazabilecek kadar ayrıntılarıyla hatırlayamayacağım hem de zamanım yetersiz olduğu için mümkün değil. (Keşke karelideftere yazmaya çok daha önce başlasaymışım.)

Bu sebeplerden dolayı Nihat Genç'in bu kitabı yerine yazar olarak kendisinden bahsetmenin daha uygun olacağını düşündüm ve aşağıdaki şu uzun yazıyı hazırladım.

Yazı belki biraz uzun gibi duruyor olsa da bence hem edebi değerlendirme hem de yazarın kişisel özellikleri bakımından kısa bile sayılır. Ama devamlı daha sonraya bıraka bıraka hiç yazmamış olacağıma bir şekilde Nihat Genç hakkında yazmam gerekiyor.

İşte başlıyorum;

Yazdıklarım arasında en çok zorlandığım konular "beğendiğim yazarları" anlatmaya çalıştıklarımdır; normal şekilde tarif etsen yetersiz kalır, biraz övsen taraflıymışsın gibi olur. Hele bir de coşup da yere göğe sığdıramazsan bu sefer de yazdıklarını "fazlasıyla abartmışsın, reklam yapıyormuşsun" gibi görünür diye çekinirsin ve bir türlü ne diyeceğini bilemezsin.

Yalnız, bahsettiğim şey bir biyografi gibi kuru ve "yazar şurada doğmuştur, şu okulları bitirip şu şu şu görevlerde bulunmuştur" diyen soğuk bir özgeçmiş değil, onu merak eden açar wikipedia'ya bakar.

Ben; "Kaçta, nerede doğmuş, nerede çalışmış?"ın ötesinde, okuduklarımın bende bıraktığı etkiyi anlatmaya, yazarın düşünce sistematiğini, yazma metodolojisini, bahsettiği konuları ve ruhuma etkisini anlatmaya çalışırım.

Eh, haliyle bu da kolay bir şey değildir ve o yazarı anlatmayı hep erteleyip durursunuz, hem de okuduklarınız içinde ruhunuzun en derinlerinde iz bırakan sizi en çok etkileyen, size en çok şey öğreten o yazarı...

Bir de bu yazar yaşıyorsa vay halinize... Öyle ya; bizde yazarlar, ressamlar, büyük düşünürler hep öldükten sonra övülür, yaptığı işler tek tek masaya yatırılıp analiz edilir, eserlerinden bahsedilir.

Yaşarken bir yazarı ve eserlerini överseniz, yazınızı okuyanlar sizi yalakalıkla suçlayabileceği gibi eğer siz de "yazar"sanız otomatikman bugüne kadar yazdığınız her şeyin kalite olarak övdüğünüz yazarın altında olduğunu da peşinen kabullenmişsiniz gibi algılanır.

Bu kompleksleri ve sizi okuyan başkalarının düşüncelerinde yatan psikolojik etkileri düşünmeden edemezsiniz, ne zaman ki bunları aşarsınız işte zaten o zaman yazınızda bahsedeceğiniz yazar da çoktan hakkettiği yazıya kavuşur...

Nihat Genç'i ilk olarak Leman dergisinde çıkan yazılarıyla tanıdım. Özgür dili, halk ağzı ile aydın düşüncenin birleşimini ustaca ortaya koyuşu, siyasi çözümlemeleri, hayata dair çok ince gözlemleri, insanın ve ülkemizin her türlü tanımlamaları Genç'in yazılarında çok hassas aletlerle ölçüm yapılmış gibi büyük bir mükemmellikle tam ayarındadır.

Hiçbir şeyden sakınmaz, gözünü hiçbir şey korkutamaz, söylemek istediğini aynen kendi düşüncesinde olduğu gibi yansıtmaktan asla çekinmez. Böyle bir yazarı, okurları tabii ki hayranlıkla hatim ederken yazılarında bahsettiği kişiler, şirketler ve siyasi gruplar da kendisine demediğini bırakmaz ama hiçbir zaman da ona aynı kalite ve içerikte edebi metinlerle cevap veremezler, en azından bugüne kadar bunu yapabilene ben rastlamadım.

Nihat Genç kimi zaman öğrencinin, kimi zaman memurun, kimi zaman köylünün sesi, ruhu, vicdanı olur, kimi zaman da Trabzon Hurması'nın, Van Kedisi'nin, Karagöz ve Hacivat'ın ama ne olursa olsun hep ezilenin, unutulanın, hakkı yenenin yanında yer alır.

Bütün yazılarında insanı harekete geçiren, düşündüren, öğreten şeyler olduğu gibi insanı ruhen sarsıp derinden yaralayan aşka, müziğe, edebiyata, tarihe ve siyasete de değinir.

Yazıları dantel gibi, herkesin anlatamayacağı ayrıntılarla, hiç kimsenin bahsetmeye cesaret edemediği insanın iç dünyasına eğilen gizli kalmış psikolojik detaylarla süslüdür.

En basit konuyu öylesine içten ve gönülden gelen bir sesle anlatır ki artık o konuyu hayatın en önemli şeyiymiş gibi düşünmenizi sağlar. Engin bilgi ve tecrübesinin yanında çok okuyan biri olması, yazılarındaki geçmiş günlere ait detayları çeşitli kitaplardan alıntılarla vermesi hem yazdıklarını hem üslubunu benzersiz kılar.

Eğer, elindeki kılıçla yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot'un varlığına inanıyorsanız; yazdıklarını okudukça günümüz siyasetinin edebi alanında, gerek ülkemizdeki siyasetçilere gerek günümüzde izlediği saldırgan siyasi politik çizgisiyle bütün dünyayı yönetmeye çalşan Amerika'ya karşı bu şovalye duruşunu korkusuz kalemiyle Nihat Genç'in yaptığını görebilirsiniz.

Nihat Genç, yaşadığı en ufak bir ayrıntıyı dahi (derin bir felsefeyi de işin içine katarak) gözlemlediğini, insan psikolojisini didik didik ederek insanoğluna ait kıyıda köşede gizlenmiş davranışları su yüzüne çıkarmasıyla bütün eserlerinde hissettirir.

Yanındaki arkadaşıyla memleket meselelerini tartışırken kendinizi birden 400 yıl önce yaşanmış bir savaşta komutanların konuşmasını izlerken de bulabilirsiniz, gecekondu semtindeki cadaloz ama çok bilmiş yaşlı kadının mahalle kavgasında da...

Bu kadar yazıp, övüp, anlatıp duruyorsun da acaba senin için bu yazar neden bu kadar önemli diye merak etmiş olabilirsiniz, açıklayayım.

Kendi kanaatimce çok şey yaşayıp bitirdim, çocuk yaşta binlerce sıkıntı ve dertle mücadele ederek kendi hayatımı kendim kurmak zorunda kaldım. Hayatımdaki her şey, ama her şey derme çatma, üstünkörü; öğrenimim de, ailem de, sevgim de, aşkım ve inancım da...

Böylesine zorlu bir hayatı yine kendimce bir düzene sokmaya, adam gibi bir yaşam kurmaya çalıştım. Arkamda en küçük bir destek, önümde geleceğimi çizmeme yardım edecek biri olmadığı için neye elimi atsam kurudu.

Çalışkanlık, sebat ve aklın ülkemizde hiçbir şekilde karşılığını bulmadığını ne yazık ki hayatım biterken anlayabildim. Ne bu dünyayı ne de baskı ve geriliğiyle bu ülkeyi tam olarak sevebildim. Zamanında sevmedim mi? Sevdim. Ama sevenlere yapılanları gördükçe, sevmekten de vaz geçtim...

Hayattan kopup hiçbir şeyin önemi kalmayacak kadar her şeyden vazgeçmişken, gördüklerimi gören, hissettiklerimi hisseden, anlatıp yazdıklarıyla geride bırakıp kendisini unuttuğum ruhumu yeniden hatırlatan Nihat Genç'le tanıştım

Evet bütün bu hissettiklerim, duyup düşündüklerim olmuştu ama olayların arkasında dönen dolaplar, hakkı yenen masum insanlar, insan olmanın başlı başına getirdiği acılar, ülkem ve yaşadığımız bu topraklar benim kendisinden vazgeçmeden önce hakkında ne düşünüyorsam gerçekten de öyleydiler.

Böyle düşünen, böyle görüp böyle değerlendiren bir tek ben değildim, bir zamanlar gerçekten de adalet denilen bir kavram, özgürlüğü için vatan sevgisi için tüm insanlar adına çarpışan, hayatını ortaya koyan idealist insanlar vardı, inanıp, sevip saydığım şeyler bir zamanlar gerçekten de insan ruhunun ve karakterinin vaz geçilmez parçalarıydı.

Zaman ve dünya bunları arkasında bıraktıysa var olmadıkları ve işe yaramadıkları için değil "işlerine gelmediği için" dışlanmışlardı, yanlış yapan, haksız olan ben ve benim gibi olanlar değil onlardı, paraya, mevkiye ve üne tapan onlar...

Bu duygu ve düşünce halinde kendimi yalnız hissettiğim zamanlarda Nihat Genç'in yazıları ruhumu temizleyip yeniden hayata bağlanmamı, olup biteni umursamazlıkla görmemezlikten gelmek yerine her şeye rağmen hayata devam etmek gerektiğini gösterdi.

Söylemek istediğini söylemek istediği için ve söylemeyi nasıl istiyorsa o şekilde söylediği için dürüst bir yazardı, abartısı, yapmacıklığı, ukalalığı, bilmişlik yapan saçma sapan özenti bir dili yoktu, biz neysek, ne düşünüp ne konuşuyorsak o da öyle düşünüp öyle konuşup öyle yazıyordu.

Tabii ki bu yazdıklarım Nihat Genç'in söylediği her şeyi kabul edip anlattığı her şeyi düşünmeden şartsız koşulsuz kabul ettiğim, yazdığı ve açıkladığı fikirlerin tamamını onayladığım anlamına da gelmemeli. Bir yazarın arkasından koşan aptal hayranlardan değilim, hiçbir zaman da hiç kimse için öyle biri olmadım.

Şimdi burada -konunun bu bölümünü biraz daha açıklık getirecek- bir ara verme ihtiyacı duyuyorum.

Çocuk sayılacağım yaşlardan beri ben de kendimce bir şeyler yazmaya çalıştım, notlar aldım, özetler yaptım, şiirler, mektuplar, öyküler yazdım.

Öykü yazma işini bir ara öyle ciddiye alıp yaza-boza sabahlara kadar uğraştım ki yazdıklarımı okuyanlar bu öyküleri benim yazdığıma inanamıyorlardı.

Ortaokula giderken okullarda sadece öğrencilerin katıldığı bir öykü yarışması düzenlenmişti. Bunu duyunca çok heyecanlandım ve bir gecede yazdığım bir öyküyü bir hafta boyunca inceleyip sağını solunu değiştirip düzenleyerek son haline getirip okula verdim.

Verdim ama iki-üç gün sonra bu yarışmayla ilgili olan öğretmen (ki kendisini hâlâ saygıyla anarım) beni yanına çağırtarak öyküyü benim yazıp yazmadığımı sordu. Tabii ki ben yazmıştım ama öğretmen inanmayıp ısrarla beni zorlamaya devam etti, biri yardım mı etti, başka bir kitapta görüp benzerini mi yazdım yoksa birebir kopya mı çektim diye defalarca sordu. Haliyle her seferinde "Hayır öğretmenim, kendim yazdım." cevabını verdim.

Adamcağız hem inanmamış hem de yalan söylediğime de kesinlikle emin olmuş olacak ki bana bir iki tokat atıp dövdükten sonra elindeki öykümü de buruşturarak fırlatıp yere attı...

Böyle bir şeyi gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz? 13 yaşında bir çocuk, en sevdiği öğretmenden dayak yiyip bir de yalancılıkla suçlanıyor bütün bunların üzerine de severek emek harcayıp uğraştığı şey gözlerinin önünde buruşturulup çöpe atılıyor...

Bu ve benzeri tatsız olaylar tabii ki her insanın başına gelebilir, böyle şeyleri yaşayanlar da yine doğal olarak ya tepki gösterir ya da hiç olmamış gibi hayatına devam eder. Benim tepkim ise bir daha öykü yazmamak oldu. Tam beş yıl tek bir öykü bile yazmadım. Ve şimdi çok pişman olmama rağmen o zaman doğruymuş gibi gelen bir şekilde daha önce yazdığım bütün öykülerimi de yırtıp sobada yaktım.

Bir ara, öykü yazmama kararımın saçma olduğunu düşünüp 86'da kağıdın başına tekrar oturdum ve bir gecede iki öykü yazdım ama o zaman okuduğum Boris Vian'dan etkilenerek oluşturduğum iki öykünün dilini kendim de beğenmedim. Zaten bir yandan da o yıllarda bu şekilde çeviri kitapların ters yüz edilmiş Türkçe'siyle yazdığım soğuk dilli şeylere devam etmeyi doğru bulmuyordum. Kesin olarak öykü işinden elimi eteğimi çekip yazmayı tamamen bıraktım. Tam 13 yıl.

Yazmayı bıraktım ama okumayı asla. Yerli yabancı bütün öykücüleri tek tek inceledim elime geçenleri, arayıp bulabildiklerimi okudum okudum okudum.

Okuyanı müthiş olayların içine çeken, ilginç olaylarla dolu, harika anlatımlarla bezeli yüzlerce, binlerce müthiş güzel şey okudum ama hiçbiri beni çocukken ilk okuduğumda ağlatan Refik Halid'in "Eskici"si ile Füruzan'ın "Parasız yatılı"sı kadar etkilemedi. Bir daha da uzun bir süre başka birine rastlamadım, taaa ki Nihat Genç'in Terzi çırağı öyküsüne kadar...

Evet, işte; tekrar yazmam için içimdeki isteği tutuşturan o kıvılcımı Nihat Genç ateşlemişti. Demek bu kadar samimi, bu kadar yalın ve net bir anlatımla, konuşuyormuş gibi, bu kadar etkileyici ve bir o kadar da edebi değeri olan şeyler yazılabiliyormuş, bunu bana Nihat Genç öğretti...

Tekrar yazmaya başladım, öykülerim; hem edebiyat dergilerinde hem de internetteki çeşitli edebiyat sitelerinde yayınlanmaya, küçük ve az bilinen yarışmalarda da olsa dereceler alıp toplu halde derleme öykü kitaplarında yer almaya başladı.

Derken, kendim de bir yayınevinde çalışmama rağmen başka bir yayınevinden öykülerimi kitaplaştırmam için teklif geldi, ben de kabul ettim. İlk öykü kitabımdaki "Dolapdere Yokuşu" öykümü de yıllar sonra bana bu yazma ilhamını geri veren Nihat Genç'e ithaf ettim... İşte Nihat Genç'le edebi olarak böyle bir gönül bağım da bulunmakta. Sanırım şimdi kaldığım yerden tekrar devam edebilirim.

Kayalara vuran suları karanlık odasında okuyanın yüzüne çarpabiliyorsa, yaşlı bir köylünün alnındaki kırışıklıkları sabah traş olurken kendi alnında arattırıyorsa, ölene üzülüp başkalarının hayatını iki kelimeyle gözler önüne serebiliyorsa o yazar iyi bir yazardır, böyle etkileyici yazılar ve inanılmaz güzellikte öyküler yazan Nihat Genç gibi bir yazarı görmemezden gelmek kıskançlığın da ötesinde hainlik olur.

Kendisi için ne söylesem azdır, eğer bir yanlışım kusurum olduysa hem siz değerli kareli defter okurlarından, hem de Sayın Nihat Genç'in kendisinden özür dilerim.

Nihat Genç'in Wikipedia'daki özgeçmişi
http://tr.wikipedia.org/wiki/Nihat_gen%C3%A7

Yazılarının bulunduğu sitesinin adresi
http://www.nihat-genc.com/nihatgenc/

Facebooktan takip etmek isteyenler için facebook adresi
https://www.facebook.com/nihadagenc

Yayınlanmış kitapları
http://www.nihat-genc.com/nihatgenc/kitaplar