29 Ağustos 2012

Yalnız ülkenin kaderi


Orta Asya yetmedi, Anadolu’yu zaptetti, Avrupa’ya Akdeniz’e yayıldı... Yükseldi, yanında kimse yoktu, düştü elini tutan olmadı. Yok olmak üzereyken küllerinden yeniden doğdu ama yanında yine kimse yoktu...

Beklentileri boşa çıkardı ve zoru başararak hayatta kaldı, hatta büyük aşamalar kaydederek kendini hem çevresine hem de dünyaya kabul ettirdi.

Orta Doğu ve Balkanların sayılı ülkeleri arasına girince herkes ondan medet umdu;

Müslüman Orta Doğu ülkeleri için “İslam Alemi’nin Avrupa’ya karşı” gurur kaynağı, dev Rusya’nın “İstediği zaman gönlünü çelebileceğini düşündüğü” sessiz komşusu, Avrupa’nın “Arap dünyasına karşı tampon ülkesi”, Amerika’nın Doğu Bloğu’ndaki kalesi oldu...

Ufak tefek hataları olsa da kendini korumak ve hayatta kalmak için herkesle uyumlu, barışçı bir politika izledi fakat hiçbir zaman karşılığını alamadı.

Yunanistan ve Bulgaristan, kendi ülkelerindeki Türk azınlıklara baskı uyguladı. Rusya, siyasi olarak içeriyi karıştırıp durdu. İran, kendine uyumlu çevreler yaratabilme amacıyla Türkiye’nin dinle yönetilen bir ülke olması için elinden gelen her şeyi yaptı. Irak ve Suriye, PKK’yı açık bir şekilde yıllar yılı dünyanın gözü önünde destekledi.

Fakat ne acıdır ki bütün bunlar olup biterken bu ülke yine hep yalnızdı...

Dışarıda olduğu kadar içeride de ülkenin ilerlemesini engellemeye çalışan, kendi çıkarından başka hiçbir şey düşünmeyen insanlar oldu. Bunlar kimi zaman siyasi komploları, kimi zaman ekonomiyi, kimi zaman da eğitimi kendi işlerine geldiği gibi kullanarak ülkenin geleceğine zarar verdi...

Dünyanın en büyük ordularından birine sahip olan bu ülkenin askerleri, Nato askere ihtiyaç duyduğu zaman Kore’den Bosna’ya kadar her yere gönderildi fakat kendisi terör olayları, sınır ihlalleri, savaş başlangıcı yaşadığı karışık dönemlerden geçerken her gün onlarca insan hayatını kaybetmesine rağmen yine yalnız yine yalnız...

Sovyetler Birliği, Çin’le birlik olup ezeli rakibi A.B.D’ye kafa tutuyor; A.B.D, tarih boyunca İngilizlerle birlikte hareket ediyor; Avrupa ülkeleri “Avrupa Birliği”yle kendini en azından ekonomik ve siyasi olarak korumaya çalışıyor; İsrail, Fransa’ya arkasını dayayıp komşularına dikleniyor...

Bugün her ne kadar Suriye içinde Esad’a karşı sürdürülen mücadelede “Muhalif güçler”i gizliden gizliye destekleyen ülkelerden biri olmak hoşumuza gitmiyorsa da yukarıdaki tabloyu iyi inceleyip tekrar düşünmek gerekiyor.

Ya yalnız kalmaya devam edip tarihimiz boyunca darbe yemeyi göze alacağız ya da aynı çıkarları paylaşan ülkelerle birlikte (veya onların istekleri doğrultusunda) davranıp parsadan payımızı toplamayı vicdanımıza sindireceğiz.

Her ikisini de kabullenemeyen özgür ve güçlü bir ülke olmak tabii ki en iyisi ama böyle bir ülke olmak için yapmamız gerekenleri yapmakta öylesine geç kaldık ki; bakalım bu sefer sonunda yine yalnız kalacağımızı bile bile kimin yanında yer alacağız?

(bu yazı 29 Ağustos 2012'de www.habersabah.com'da yayınlanmıştır)