05 Eylül 2012

la moustache (bıyık) [film]

Sinemanın "hayal dünyasının en açık şekilde sergilendiği alanlardan" biri olduğu malumunuz. Filmlerde, akla gelebilecek her türlü olay her şekilde anlatılabilir, bu da bilinen bir şey... Bu; hayal dünyanızı ve yaratıcılığınızı ortaya koyarak sinemada her şeyi işleyebileceğiniz anlamına geliyor ama yazacağınız senaryonun buna bağlı olarak kendi içinde mantığı da mutlaka tutarlı olmalı...

Bu kurala uymadığınız zaman film ne kadar güzel başlarsa başlasın, ne kadar güzel giderse gitsin sonu seyirciyi memnun etmeyecektir, çünkü konu ne kadar saçma ya da akıl dışı olursa olsun kendi içinde bir mantığı olmalı, filmi izleyen bu mantığı kendi kafasına oturttuğunda "film mantıksız gibi görünse de" sonuçta filmin kendi içinde mantığı olduğunu kabul etmelidir.

İşte, bu yüzden senaristler; baştan güzel ilerleyip konu genişleyince sona doğru baltayı taşa vurmamak için bazı hilelere baş vururlar.

Bunların en önemlileri de "seyrettiğimiz tüm konunun filmin sonunda birinin gördüğü rüya olması" ya da "her şeyin, akıl hastalığından muzdarip olan filmin kahramanına ait bir yanılsama olduğu"dur.

Bu tür örnekleri geliştirip çoğaltabilir, yüzlerce film adıyla süsleyebilirsiniz ama sonuç değişmez; böyle filmler ne kadar hayal ürünü bir şey olsa da seyirciyi etkisi altına alması zorlaşır ve seyirci seyrettiği filmin zaten kendisinin baştan aşağı bir hayal ürünü olduğuna bakmaksızın konuyu eleştirip "Meğer hepsi kadının rüyasıymış." diyerek memnuniyetsizliğini belirtir.

İşte, bıyık filmi de böyle bir film.

Her şeyden önce insan şöyle düşünüp merak ediyor, bir adam bıyığını kesecek ve bu da film olacak, bakalım nasıl bir şey yapmışlar?

Evet, şimdi gelelim filmin konusuna;

Orta yaşlı Fransız bir çift var, karı koca birbirine yakışan tipler. Adam bir gün bıyığını kesip banyodan çıkıyor ama karısı bunu hiç fark etmeyince biraz bozuluyor. Arkadaşlarına yaptıkları ziyarette de hiç kimse adamın bıyığını kestiğini fark etmeyince bu bıyık konusu adam için gerçekten sorun haline geliyor ama iş eve gittiklerinde bambaşka bir alana kayıyor, çünkü kadın "ne bıyığı, ne kesmesi, sen iyi misin? 20 yıldır senin hiç bıyığın olmadı ki, böyle yapma, beni korkutuyorsun." diyor.

Adam ne olduğunu anlamıyor, çöpteki bıyıkları buluyor, bıyıklıyken çektirilmiş eski fotoğraflarını gösteriyor ama karısı söylediğinden vazgeçmiyor. İşyerine, devamlı gittiği kafeye gidiyor ama hiç kimse bıyığını kestiğini fark etmediği gibi arkadaşları da karısı gibi onu hiç bıyıklı görmediklerini söylüyor.

Ve ardından karısı (bu olaylar iyice tartışma haline gelince) adamı psikoloğa gitmesi için ikna etmeye çalışıyor. 

Fotoğraflar da ortadan kaybolunca (ve karısı fotoğrafları da inkâr edince) bundan sonra adam da kendi kendine "Acaba gerçekten aklımı mı yitirmeye başladım?" diye şüphe etmeye başlıyor...

Adam (kendisine komplo yapıldığı ihtimalini de gözardı etmeyip) olayların üzerine gitmesine rağmen bir şey değişmeyince, akıl hastanesine düşmemek için kaçmaya karar veriyor ve bence esas film de işte buradan itibaren başlıyor ama bundan sonrasını anlatırsam filmin tamamını anlatmış olacağım için konuyu burada kesiyorum.

Bu gönderinin başında yazdığım sinemaya ait temel şeyler filmi anlamamız için bizlere bu aşamadan sonra yardımcı olacaktır ama filmin sonunu bile yazsam anlaşılması zor bir düş oyununu anlatmak gerçekten kolay değil. [Filmin tamamının "ileriye dönük bir geçmişte" geçtiğini öğrenmemiz bile sembolik şeyleri çözmede kolaylık sağlamaktan uzak.]

Kurgu denemesi ve senaryo anlamında değişik bir yapım, bir yerden sonra mantıksız gelen acayip bölümleri de var keşke başka türlü olsaydı dedirten yerleri de fakat bir süre sonra konu sıkıcı olmaktan kurtulamıyor ve akılda kalıcı bir etki bırakmıyor.

Rastlarsanız izleyin ama arayıp bulup merakla seyredilecek kadar uç bir yapım olmadığını da unutmayın, memnun kalmayabilirsiniz, mesela ben memnun kalmadım ve filmi kalite olarak anca orta seviyede bir yerlere yerleştirdim.