10 Eylül 2012

Last laugh (Der letzte mann) [film]

1924 yılında yapılmış, neredeyse 100 yıllık bir film... ama hâlâ günümüz insanına hitabeden konusuyla, sahne ve çekimiyle zamanını aşmış çok özel bir film...

Yaşadığımız zamanın teknolojik göz boyamasına teslim olan sinemaya alışmış gözlere (ve zihinlere) tabii ki yavan gelecektir ama çoğu ülkede kağnılarla taşımacılık, kara sabanla tarım yapılan yıllarda adamların böyle bir film yapabilmesi (o zamanın kısıtlı imkânları düşünüldüğünde) bilgi ve yetenek bir mucize olarak değerlendirilmeli.

Kameranın; zihnimizle aynı anda görmeyi düşündüğü açıyı yakalaması, ışığın; sahnelere göre en iyi şekilde kullanılması... kurgu yapısı bakımından; neredeyse günümüzde işleyen senaryo mantığına uygunluğu yakalamış olması "filmi, sinemanın kilometre taşlarından biri olarak" görmemize neden oluyor.

Gelelim konuya...

Atlantic Otel'in yaşlı ama sempatik kapı görevlisi koşturup dururken filmi seyretmeye başlıyoruz...

Adam, tüm yaşına rağmen canla başla çalışıp işini yılların verdiği tecrübeyle en iyi şekilde yapmaktadır... ama çok zorlandığı bir anda oturup dinlenmesi otel müdürünün hiç hoşuna gitmez.

Yaşlandığı ve bu işe uygun olmadığı söylenip o canım apoletli sırmalı özel kıyafeti elinden alınarak yeni görev yeri olan otelin tuvaletine gönderilir...

Neredeyse hayatı boyunca o kıyafet ve göreviyle çevresinde bir sembole dönüşen adama tuvalet temizlemek çok ağır gelir, hem ruhsal hem de fiziksel olarak çöküp ölmekten beter olur.

Tamam, evlilik çağı gelmiş bir kızı, bir evi ve ailesi vardır, hayatını kazanmak için çalışmak zorundadır, mecburen gösterilen yeni işi de kabul eder ama kendisiyle bütünleşen o özel kıyafet olmadan küçük mahallesinde saygı gören eski haline dönmesi de mümkün değildir.

Evdekilere bir şey söylemeden her şeyi eskisi gibi devam ettirebilmesi özel kıyafetine bağlıdır ve kıyafeti otelden gizlice çıkarıp giyerek evine gider, ertesi gün otele gelirken de garda bir vestiyere bırakır...

Peki bu durumu ne kadar sürdürebilir, ya biri görüp ailesine ve mahalleliye söylerse ne olur? Bunlardan çok çekinir, kendini saklamaya çalışır ama yaşlılık ve kader hükmedemeyeceği şeylerdir...

Filmi izlerken (tiyatro ve diğer sahne sanatlarının o zamanlar etkin olmasına bağlı olarak bazı yerlerde sahneler ve roller abartılmış gibi olsa da) ortaya koyulan konunun olabilecek en iyi şekilde işlendiğini ve izleyiciyi sarıp bir sinema eserinden beklenen etkiyi yaratabildiğini söyleyebilirim. Sonuçta, filmin sahip olduğu ruhu ve seyircide yarattığı etkiyi hissetmemek mümkün değil.

Biraz sıkılabilirsiniz ama neredeyse yüz yıllık bu siyah beyaz filmin masalsı havasını yakalayabilmek için seyretmeye de değer diye düşünüyorum.

VE ÖNEMLİ BİR NOT! Filmi seyrederseniz sakın sonunda yazılar çıkınca izlemeyi bırakmayın, yönetmen seyirciyi bu kadar üzmeye dayanamamış olacak ki filmi farklı bir şekilde bitirmek isteyip ikinci ve sürpriz bir son da hazırlamış ;)