10 Eylül 2012

Neyi deniyoruz?

1914 yılında İskoçya'da çeşitli yerlerden 1890 adet şişeyi denize bırakmışlar. Her şişenin içine de bulan kişinin geri postalaması için bir kartpostal koymuşlar.

Kartpostalların üzerinde de "Lütfen şişeyi bulduğunuz yeri belirtip bu kartı geri postalayınız." yazıyor.

İskoç araştırmacılar neredeyse yüz yıl önce denizlerdeki akıntıların haritasını çıkarmak için böyle bir yöntem denemişler. Geçtiğimiz günlerde bu şişelerden birini Kaptan Andrew Leaper buldu ve "Cam şişedeki en eski mesaj" küçük bir törenle 646B olarak numaralandırıldıktan sonra İskoçya'da müzeye kaldırıldı.

Denizlerdeki akıntıları tespit edebilmek için yapılan bu araştırma, zamanında bazı bilgiler sağlamış olsa da günümüzün teknoloji donanımlı modern dünyasında bu tür bilgiler edinmek için kullanılacak bir yöntem değil. Çünkü; son yüzyılda bilim ve teknoloji o kadar ilerledi ki bırakın denizlerdeki akıntıyı, uydudan dünyanın istenilen yerinden alınan fotoğrafları değerlendirip önümüzdeki yıl buğday hasatının oranını hesaplayarak bir yıl sonra satılacak unun fiyatını bile belirleyebiliyorlar...

Bundan 35 yıl önce Jüpiter ve Satürn'ü incelemek için uzaya fırlatılan Voyager1 uzay aracı çektiği fotoğrafları dünyaya göndererek bilim adamlarının bu gezegenler hakkında bilgi sahibi olmasına yardım etmişti.

Saniyede 17 km. hızla hareket eden Voyager1'in asli görevi bitti ama uzaydaki yolculuğu devam ediyor.

Astronomlar; 35 yıl önce, bu aracın rotasında ilerleyip bilinen Güneş sisteminin ötesine geçeceğini ve insanoğluna uzayın bilinmeyen yerlerinden bilgiler göndereceğini de hesaplamışlardı.

Bu olayın önümüzdeki günlerde gerçekleşmesi bekleniyor ama Astronomi ve ona bağlı diğer uzay bilimleri son 35 yılda o kadar ilerledi ki bilim adamlarının sahip olduğu Güneş sistemi dışındaki diğer sistemlere ve galaksilere ait bilgiler bilgisayarlara sığmıyor...

Bilinmeyeni araştırmak ve bilgiye ulaşmak için denizlerden uzaya kadar geniş bir alanda çeşitli şeyler denemek ve hatta bunları araştırıp denerken daha sonuçlara ulaşmadan sahip olunacak bilgiyi aşmak çok güzel.

Peki...bizler, yani 100 yıl önce denizlerdeki akıntı hesaplarını ve 35 yıl önceki uzay araştırmalarını aşmış olan insanoğlu, bugün niye bin yıldır devam eden savaşları, açlığı, çıkar ilişkisi üzerine kurulu politik sistemleri, eğitim ve sağlık problemlerini aşamıyoruz?

Milliyetçilik ve ulus bilinci pompalanan toplulukların birlikte yaşadığı insanlarla savaşıp kendi ülkesini parçalaması geçtiğimiz yüzyılın en büyük siyasi oluşumuydu, günümüzde yaşanan tek tük örneklerini saymazsak bu kanlı dönüşüm sistemi son buldu.

Son 35 yıldır terör olaylarıyla kendi ülkelerini kan gölüne çeviren IRA, ETA, FARC, UCK, RAF ve PKK gibi terör örgütleri ne kadar etkili olmuş olurlarsa olsunlar bulundukları ülkeleri parçalayamadılar.

Şimdi biz farklı sebeplerle komşu ülkenin ulusal değerleriyle oynayıp orada olan muhalif gruplara destek vererek neyi arıyoruz?

Özgürlüğüne ulaşması ve bağımsızlığına kavuşması için ulus olarak Suriye'yi destekliyorsak adamların zaten bağımsız bir devleti var...

Yok, kendi ülkesinin insanlarına karşı savaşanları destekliyorsak o zaman neyi deniyoruz?

(Bu yazım 9 Ağustos 2012'de www.habersabah.com'da yayınlandı.)