19 Eylül 2012

Odette Toulemonde (Komşu kızı Odette) [film]

Tamam, film hafif bir film ama ne yalan söyleyeyim eğlenceli ve kendini izlettiriyor.

[Bol duygulu, bol konuşmalı ve filmde oynayan ana karakterin ayrıntıları "kendi dünyasında gördüğü gibi" hafif şizofrenik ama sevimli bir şekilde yansıtması Amelie filminden sonra Fransız sinemasında yeni bir moda yarattı, bunu bilerek izlersek yapılmak istenen şeyi daha iyi anlayabiliriz.]

Odette isimli yaşı hayli geçkin bir tezgâhtar kadın, hafif ve romantik romanlar yazan bir yazarı çok beğenmektedir. Yazarın imza gününe gitmeye karar verir ama orada yazarla konuşurken resmen donup kalır ve tek kelime edemeden (adını bile yarım yamalak söyleyip yanlış bir isimle imzalattıktan sonra) geri döner.

Ruhen kendisiyle uyuştuğunu düşündüğü yazarla konuşamayan Odette, hayran olduğu yazara uzun bir mektup yazar. Ve olaylar gelişir :)

Konu çok sıradan ve bilindik bir şey ama filmdeki farklı karakterlerin aile bireyi olarak serpiştirilmesi, kadının tezgâhtarlık yaptığı yerdeki arkadaşlarıyla olan biten, oğlunun eşcinsel bir kadın kuaförü olması, kızının kendisini sömüren ilgisiz sevgilisiyle ve aile içindeki tavırları vs. filme biraz komedi unsuru eklemekle beraber bol diyaloglu bir film oluşmasını da sağlamış.

Kadının hayatı basittir, aile bireyleri, yaşadıkları yer, çalıştığı işyeri ve arkadaşları basit ve sıradandır ama hayran olduğu yazar hem çok ünlüdür hem de kadınlar kitaplarını imzalatmaları için önünde uzun kuyruklar oluşturmaktadır.

Fakaaat... Yazar, bu durumu değerlendirmekten geri durmayıp da önüne gelenle her türlü şeyi yaşamaya başlayınca yazarın karısı da boş durmaz ve intikam almak için ülkenin en önemli yazar ve eleştirmenlerinden biriyle ilişki yaşamaya başlar.

Kadının ilişki yaşadığı adam, bizim yazarı televizyonda yerden yere vurup demediğini bırakmaz. Yazar bunalıma girer ve artık yazmamaya karar verir. Her şeyin bittiğini, kimsenin kendisini sevmediğini düşündüğü anda da kendisine hayran olan okuru Odette’in mektubunu okur...

İki gözü iki çeşme ağlaya ağlaya Odette denen bu kadını bulmak için yola koyulur ve esas film de bundan sonra başlar.

Filmde neredeyse baştan sona kadar aralara serpiştirdikleri eski sahne gösterilerinin müzikleriyle eğlenceli, Odette’in komikleştirilmiş danslarıyla neşeli, dünyaya yalnızların penceresinden bakarken bile mutlu olunabileceği mesajını veren havasıyla iyimser bir görünüm çizmeye çalışmışlar. Ama bu kimi yerde başarılı olduğu gibi kimi yerde de biraz abartılı ve gereksiz olmuş.

Bazı değişik kamera açıları, bir iki fantastik düş kurgusu gibi şeylerle de filmi süslemişler ama yine de amaçladıkları üst düzey etkileyiciliği tam anlamıyla yakalayabildiklerini söylemek zor.

Ama yine de seyredilebilir, eğlenceli sayılabilecek orta kaliteyi biraz da olsa aşabilen bir film olmuş. Yani ben bu filmi “mutlaka seyret” diye kimseye önermem ama para verip sinemada seyretseydim verdiğim para için de üzülmezdim. Sonuçta, filmi seyrettiğiniz zaman yapılmak istenen şey için ne kadar emek harcadıklarını ve iyimserlik aşılamak üzere hayatı değerlendirip umut vermeye çalıştıklarını görebiliyorsunuz.

Bir Fransızla ya da İtalyanla evlenenlerin başına gelenleri mizahi tarzda anlatan eski tarz Amerikan filmlerinin havasını günümüze taşımaya çalışmaları bile bence kayda değer. Aslında tam bir kadın filmi diyebileceğimiz bu filme rastlarsanız alın seyredin.

Fakat biraz açık saçık ve uygun olmayan bazı sahneleri, eşcinsellikle birlikte şaka olarak söylenen argo tarzı sevimsiz esprileri olmasa daha iyi olurmuş diyerek çocuklarla birlikte seyredilmesinin uygun olmayacağını da belirteyim ki tatsız bir durum olmasın.