17 Eylül 2012

Savaşan dünyaya "uyumlu" öğrenci yetiştirme

Geçmişte derin etkiler bırakan büyük tarihi olaylara baktığımızda neredeyse aynı ülkeler, uluslar ya da ordular arasında (belki de aynı yerlerde ve belli aralıklarla) savaşlar yapıldığını ve hatta yine aynı şekilde benzer manevralarla benzer taktiklerin denendiğini rahatlıkla görebilirsiniz…

Fakat tarihin bu şekilde kendini tekrar etmesi sadece çok uzakta kalmış olaylarla sınırlı değil; yakın tarihte gerçekleşmiş siyasi olaylarda da aynı özellikler rahatlıkla gözlemlenebilir.

Gerçekten de tarihin ve tarihi olayların bu şekilde tekrar etmesini nasıl açıklayabiliriz?

Bu soruyu yanıtlamak için mantığa uygun bir akıl yürütme yapmak gerekirse sistemin şu şekilde işlediği sonucuna varabiliriz: Hemen hemen her devlet (ya da hükümet) kendi dönemindeki eğitim sistemi içinde tarihini şişirip ders kitaplarını kendine uygun içerikle doldurur…

Bu şekilde donatılmış eğitim sistemi; dünyayı objektif bir biçimde değerlendirme yeteneği kazandırma yerine olayların arkasındaki nedenleri görmeyi engeller ve “özellikle yönlendirilmiş” bilgilerle kuşatılmış insanlar yetiştirilmesini sağlar.

Bu türde eğitim alan çocukların büyürken (yalan yanlış ya da eksik) öğrendiği her şey; “hem kişiliğini ve karakterini hem de davranış ve yaşam biçimini” şekillendirir.

Bir sonraki adımda da aldığı taraflı eğitim sayesinde “en doğrusunun kendi bildikleri olduğuna canı gönülden inanarak” o çarpıtılmış ya da yönlendirilmiş bilgiye göre düşünür ve yaşamını biçimlendirir.

Sonraki nesiller de bir önceki kuşaktan alınan çarpıtılmış bilgilerle birlikte kendi döneminde öğrendiği yan bilgileri en önemli şeyler olarak algılayıp ona göre bir yaşam tarzı ve siyasi görüş oluştururlar. İki üç nesil sonra bu sefer 50 yıllık 100 yıllık eski tarihi problemlerin sonucunda elde edilenleri tekrar gözden geçirirler…

Tarih içinde “yapılan bir haksızlığın (ya da baştakilerin yanlış yönetimi) sonucunda” kaderlerinin yanlış bir yere saptığını düşündükleri o “kırılma anında” bugün o olayları yeniden yaşayarak kaderlerini tekrar düzenleme isteği duyarlar…

Çünkü gerçekten; inandıkları kavramlar için yeniden düşünüp ortadaki problemleri çözmeye aday olmak istemektedirler. (Tabii ki bunu kendi çıkarları doğrultusunda kullananlar apayrı bir konu.)

Böyle insanlar bunu yaparken de hayatı boyunca inandıkları şeylerin toplum tarafından önemsendiğini, kendisi gibi düşünen insanların çoğunlukta olduğunu, bu olayın kendisi tarafından halledildiğinde daha önceden hissettiği adaletsizlik kavramını oluşturan duyguları sonlandıracağını (ve belki de her zaman özendiği büyük isimler gibi bir kahraman olabileceğini) düşünürler.

Ve tüm bunlardan sonra birden bir bakarsınız ki iki küçük yapay olay sonucunda koskoca milyon kişilik ülkeler ellerinde silahlar birbirine saldırmaya başlamışlar.

Bütün ülkelere bakın; herkes hem ülke hem devlet ve hem de dini inanç olarak barış taraftarı görünüyor ama bir yandan da (güya savunma amacıyla) milyonlarca silah alıp asker eğitiyor.

Bütün bu ülkeler gerçekten iyi niyetli ve barış heveslisiyse o zaman hepsi saldırmazlık anlaşması yapsın ve dünyadaki bütün silah üretimi de durdurulsun hatta olanlar da imha edilsin.

Tabii ki bu durumdan en çok zarar görenler savaşan ülkelerin sırtından para kazananlar olacaktır ve böyle bir şey işlerine gelmeyeceği için de ellerindeki maddi imkânlarla bütün dünya medyasını yönlendirmeye devam edeceklerdir.

Bu durumu kıyısından köşesinden fark edenler ise yeniden kendi gelenek görenek, efsane masal karışımı bilgilerini “kendi içinde bir birlik oluşturmak amacıyla da olsa” yeniden eğitim alanına süreceklerdir ve bu kısır döngü devam edip duracaktır.

Oysa bu; evrensel olarak kabul görmüş güçlü ülkeler arasında yer almayı zora sokan düşük eğitimli, bilimsel ve teknolojik yeterliliği her geçen gün daha da zayıflayarak dışarıya bağımlı bir ülke olmanızdan başka bir şeye yaramayacaktır.

Güçsüzleştikçe; öyle olmadığını savunup, eğitim ve öğretimi daha da “kendinize göre istediğiniz her şeyi överek” zayıflatacak, zayıflayan eğitim öğretim yüzünden bilim ve teknolojiden uzaklaşıp üretimi ve haliyle ekonomik gücü olmayan daha da kötü bir duruma düşeceksiniz…

(bu konu 14.09.2012 tarihli habersabah.com sitesinde yayınlanan yazımdan alınmıştır.