24 Aralık 2012

Bu sefer son...


Merhaba sevgili karelidefter okurları... 

İşte size uzuuuun, upuzun bir “son” yazısı. (ilk kez gelenler için tatsız bir başlangıç olduğunun farkındayım ama ne yapalım... insan her zaman istediği yerden başlayamıyor.)

Aranızdan üzülecekler  olacaktır ama uzun bir süredir direnmeme rağmen kararımı verdim ve ne yazık ki artık yazmayacağım. (evet, artık yazmayı bırakıyorum, hiçbir şekilde, hiçbir teklifle de yazmaya yeniden başlamayacağım. Aynı zamanda meraklılarına da buradan tekrar söylüyorum, karelidefter bloğunu ne içerik ne de isim olarak hiç kimseye satmıyorum, sitenin sayfalarına da ne google’dan ne de özel şirketlerden ilan koymuyorum, lütfen bu konu için başvuruda bulunmayın)

Böylelikle bu yazı, karelidefter bloğunun son yazısı olacak... (gönül isterdi ki ortam ve şartlar uygun olsun, her şey yerli yerinde dursun... ama olmayınca olmuyor, zorlamanın da pek fazla bir anlamı yok. Yalnız burayı hiç okumamış olanlar bunu okuyup da hemen çıkıp gitmesin, yeni yazı yazmıyorum ama karelidefter'de çok ama çok çok çok yazı var!) 

Ama, peki, neden? diye soracak olursanız buyurun okumaya başlayın size açıklayayım. Biraz uzun bir yazı olacak ama beni devamlı okuyanlardansanız zaten uzun yazılarıma da alışıksınızdır ;)
[yaklaşık 10 yıldır, hileye hurdaya, küfüre hakarete bulaşmadan, okuduğundan gördüğünden, bilip öğrendiğinden başkalarının da haberi olsun diye internette yazıp çizen, aklını fikrini paylaşan, kimi zaman “yılın en sevilen 100 bloğu”ndan biri bile olabilen karelidefter yazarının son gönderisinin bu kadar uzun olmasını umarım anlayışla karşılarsınız.]

Bugüne kadar bir sürü konuda sadece burada 1500'e yakın yazı yazmışım.

[Aaaa niye yazmıyorsun biz ne okuyacağız diyenlere bloğun eski yazılarını okumayı tavsiye ediyorum, çünkü hiç kimsenin bu bloğun tamamını okuduğunu sanmıyorum. (ayrıca ilk yazdığım günden beri büyük bir özellikle dikkat ettiğim şeylerden biri de bu yazıların eskimeyen yazılar olarak her zaman okunabilecek şeyler olmasıdır... o yüzden bu blogda futbol tartışmaları, güncel olaylar hakkında siyasi kimlikler üzerine, kurumlar, partiler, seçimler vs. gibi zaman içinde hiçbir etkisi kalmayacak gazete konularını her zaman dışarıda bırakmaya çalıştım. Belki bir belki iki - üç yazı bunun dışında kalabilir ki onları da yazmamın çok özel sebepleri olmasaydı yine yazmazdım... eh, 1500’e yakın yazıdan da iki - üç tane böyle konu oluversin.  Sanırım, bu bloğun “her zaman okunacak yazılar” içerdiği konusunu bundan sonra burayı ziyaret edenlere bırakmak en doğru hareket olacaktır... )]

Neyse, mevzuya döneyim;

Kendi hayatımdan, görüşlerimden, fikirlerimden, izlediklerim, okuduklarım ve dinlediklerimden çok daha fazlasını bloğuma aktarmaya, insanlara kendi hayatları yanında devam eden diğer insanların hayatlarında, başka ülkelerde, dünyada, geçmişte (ve belki de gelecekte) olup biten (ya da olacak) neler var diye göstermeye çalıştım.

[Yaşadığım şehirde, ülkede ve dünyada geçmişte olan biten, yazılan, filmi yapılan konular, konuşulan şeyler, tarihteki olaylar, insanların davranışları ve bu davranışları etkileyen her türlü etkiyi içeren ilginç bulduğum ne varsa not alıp bunları aktarmaya, küçük de olsa başka konulara, başka dünyalara açılan pencerelerden gördüklerimi, ileride olacak bilimsel ve teknolojik gelişmeleri değerlendirip aktarmaya çalıştım.]

Tabii ki kendi fikirlerim, görüşlerim, beğeni ve düşüncelerim de bu konulara dahil oldu. Kimi zaman aklıma bir şey geldi onu yazdım, onu yazarken araştırma yaptığımda bir şey dikkatimi çekti ilginç buldum onu yazdım kimi zaman da bir film izledim veya bir müzik albümü keşfedip  onu paylaştım... böyle böyle derken psikolojiden teknolojiye, edebiyattan biyolojiye, siyasetten tarihe, müzikten sinemaya kadar pek çok konuda 10 yıla yakın bir süredir hem burada hem de farklı yerlerde bir sürü konu üzerine yazdım durdum.

Ülkemizdeki ekonomik durum her ülkede olduğu gibi bizde de günlük yaşantı biçimimizi etkiliyor. Günlük yaşantı biçimimiz de düşünce yapımızı ve davranışlarımızı etkiliyor... (sonra bu etkilenen düşünce yapımızla tekrar teknolojik ve kültürel üretimimizi belirleyip ekonomik yapımızı değiştirerek günlük yaşantımızı biçimlendiriyoruz, birinin diğerini etkilediği birbirine bağlı sabit ve yavaş gelişen kısır bir döngü...)

Şu anda bu kısır döngüyü aşmanın yollarını, neyin doğru neyin yanlış olacağını tartışacak yer ve zaman değil, herkes her şeyi biliyor. Özgür iradenin, konuşma özgürlüğünün, kişisel hakların, hukuk ve adaletin birçok engel yüzünden olması gerektiği gibi olmadığı şu günlerde her yazdığım şeyi kendi kendime denetleyip kendi kendime otosansür uygulamaktan çok sıkıldım.

Böyle bir ortamda bilgi kültür ve düşünce aktarımı boşuna çabalamaktan başka bir şey değil.

Amacım, sadece okuduğum bir kitabı değerlendirip içinde ilginç bulduğum bir konuyu yazmaktan ibaret olmamalı diye düşünüyorum, o konuyla ilgili fikirlerimi de açıklamak, kendi düşündüklerimi ve doğru bulduklarımı yazıp okuyanlara kendimce aklımdakileri iletmek de buna dahil olmalı ki zihnimden akanları hızlı bir şekilde hiç ölçüp tartmadan yazayım, yazdığım yazı kendiliğinden akıp gitsin istiyorum ama ne yazık ki ortam ve zaman buna uygun değil...

Ben ne düşünüyorsam onu söyleyen biriyim, hayatımda hiçbir şeyi düşünüp taşınıp planladıktan sonra konuştuğumu bilmem, bugüne kadar karakolda ifade verirken de öyle yaptım, mahkemeye çıktığımda da... Yazdığım yazılarda da, arkadaşlarımla konuşurken de...

Ama şimdi yazmayı düşündüğüm her şeyi düşünüp tartmak zorunda kalıyorum, kendi kendime otosansür uygularsam, düşündüklerimi işin içine katmazsam, fikrimi belirtmezsem, yazdıklarımın benim için bir anlamı kalmıyor.

Durum böyle olunca da izlediğim film, beğendiğim bir klip dışında bir şeyler yazmanın ötesine geçmek zor oluyor, dahası yazdığın şeyi iyice kontrol edip iki üç kez tekrar tekrar okumak zorunda kalıyorsun... Buna da ne vaktim, ne de dayanacak gücüm var.

Hiçbir şeye ya da bir yere bağlı veya bağımlı değilim, hiçbir yerle bir bağlantım yok. Hiçbir gruba, örgüte, partiye üye değilim, sade dümdüz bir vatandaşım... ve bu memleketin ekmeğini yemiş suyunu içmiş bir insan olarak üzerime düşen görevleri fazlasıyla yerine getirdiğimi düşünüyorum.

Bundan sonra bu ülkede ne burada ne de başka bir gazete veya dergide ya da blogda, sitede yazmayacağım.

Hepimizin hayatları çok zor; işe ya da okula git gel, ulaşımda sabah iki saat akşam iki saat zaman kaybet, çoluk çocukla, evle ve diğer işlerle uğraş dur... İmkânlar sınırlı, zaman sınırlı ve hep kendinden gidiyor. Fakat böyle söylüyorum diye yanlış anlaşılmasın, bahsettiğim şey parayla ilgili değil, parayı sevmediğim gibi bir de üzerine nefret de ediyorum.  (günümüz dünyasında anlaşılması zor bir şey ama ne yazık ki böyle...)

Sorun sadece yazmayla da ilgili değil, işin içine okumayı da katıyorum. Bu da size belki anlamsız gelecek ama artık öyle bir yere geldim ki bana her şey anlamsız geliyor. Kendimi bildim bileli okuyorum, on değil yüz değil binlerce kitap okudum ve artık okuyacağım son kitapların listelerini yapıp tamamlamaya çalışıyorum, sonuçta her şeyin bir sınırı ve sonu var.

Bu kitapları da okuduktan sonra olağanüstü bir şey olmazsa kitap okumayı da bırakacağım. Kitaplar bana büyük bir empati özelliği, ölçülemez boyutlarda bir geniş görüş ve bilgi dağarcığı kazandırdı ama hiç kitap okumayan sabit fikirli zevksiz anlayışsız dar kalıplı insanlara her şeyi tekrar tekrar anlatıp onlara bütün dünyanın kabul ettiği gerçekleri bile tekrar tekrar ispat etmek zorunda kalmanın dışında maddi manevi bir şey de kazandırmadı.

İlkel çağlarda herkesin tarlada çalıştığı bir köyde bilim adamı ya da sanatçı, edebiyatçı olmanın hiçbir anlamı yok. Olacaksanız ya büyücü, ya kâhin ya da ruhani liderleri olmalısınız bunların üçü de bana göre değil.

Alavere dalavere konularını beceremem, becerebilsem bile vicdanım elvermez. Bugün bu fikirdeysem, yarın başkası başka fikri daha fazla destekliyor diye o fikirden yanaymışım gibi görünemem.

Sevdiğim şeyler ortada, düşündüklerim belli, olması gerekenlerin oluşturmasını beklediğim ortam hiçbir zaman oluşmadı ve asla oluşmayacak, en küçük bir gelişme ya da ilerleme görmüyorum. İnsanların gelişme diye gördükleri şey ise sadece başkalarının tükettiği nesnelerin zamana paralel olarak teknolojik üretim ve pazarlama gelişmişliğinden başka bir şey değil.

O ürünlerin üretildiği teknoloji için gelişmiş bir kültürel altyapıya ve eğitime ihtiyaç duyulan ortam burada asla oluşamayacağı için akıl fikir düşünce bilim teknik edebiyat ve sanatta her zaman tüketen olmanın ötesine geçilemeyecek... ki bunu bile başkalarının fikrine ve beğenisine göre oluşan modaya ayak uydurmaya çalışarak yapıyorlar... seviyesizlik, görgüsüzlük, cahillik ve saygısızlık had safhaya ulaşmış durumdayken bu kültürün ve ortamın eksiklerini tamamlayan bir parçası olmam mümkün değil.

Yıllar evvel gerçekliğini ve amacını kaybeden basını takip etmeyi bıraktım, yıllar evvel aynı nedenlerden dolayı televizyon izlemeye de son verdim. Yine aynı nedenlerden ötürü uyduruk filmleri, reklamla şişirilmiş isimlerden ibaret müzikle hiçbir alakası olmayan sadece televizyonda ve internette dönen klipleriyle saçma sapan şeyler yapıp bunun müzik olduğunu iddia edenleri dinlemeyi de bıraktım.

Abuk sabuk, özenti ve yanlış bir dille yazanları da okumuyorum, çok satmaları benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Bunları gösterebilmek için iyi ve kötüleri bıkmadan yazdım.  Ama hepsi bir yere kadar... Belli bir süre sonra bahsettiğiniz şey farklı da olsa anlattığınız şeyler aynı oluyor, en azından bu sıkıcılıktan kurtulmayı düşünüyorum.

Sayıları milyonla ifade edilen üniversite öğrencileri, okumuş etmiş, görmüş geçirmiş eğitimli öğretmen, yazar, ressam, çizer, bilimadamı var ama 80 milyonluk ülkede bildiğini, düşündüğünü, alıp tüketip zihninin çarklarında öğüttüğünü yazıp çizen, bunu internette paylaşan insanların sayısı ne yazık ki çok ama çok çok az... ve ben tüm bu eksiği tek başıma tamamlama görevini üstleniyormuşum gibi bir sorumluluk alamam.

Çok uzun bir yazı yazıp gereksiz ayrıntılarla vaktinizi çaldıysam kusuruma bakmayın, son yazımda biraz hoşgörü göstereceğinizi ümit etmem sanırım büyük bir beklenti olmaz. Bundan sonra listemdeki kitaplara, seyretmek için sıraya koyduğum filmlere dizilere daha fazla vakit ayırmak istiyorum.

Buraya abone olan sağdaki sütunun en üstünde sıralanan 200 kişinin hepsinden ayrı ayrı özür diliyorum, onların yeri başka, ama elimden de fazla bir şey gelmiyor... 80 milyon insan içinden bu  200 özel kişinin yazdıklarımı takip etmek üzere buraya abone olması benim için büyük bir onur, kendilerine ayrıca teşekkür ediyorum.

Aynı paylaşım ortamında birlikte olmaya devam etmeyi isteyenleri facebookta arkadaş olmaya da beklerim :) ama kareli defterin kapağını bu yazıyla kapatıyorum. 

Reklamlarını sayfalarıma koymadığım için arama sonuçlarında beni altlara atan google'a her şeye rağmen böyle bir imkân sağladığı için yine de teşekkür ederim. Kendilerinden önce benzer servisleri kullanırken çok büyük zorluklarla karşılaşıyorduk, interneti kullanıp bir şeyler yapmaya çalışanlara büyük katkı sağladılar, bunu inkâr etmek mümkün değil, ama artık ben yokum...

Bugüne kadar yorumlarıyla, mailleriyle, bu gibi durumları yaşadığım bir iki seferde yazdıklarıyla destek olan bütün okuyuculara canı gönülden sevgi ve saygılarımı iletiyorum, hepiniz de iyi ki varsınız, iyi ki yazmışım, iyi ki okumuşsunuz...

Kusurumuz olduysa affola.