29 Haziran 2012

D'Banj - Oliver Twist

:))) Cuma demek "Cumartesi - Pazar" geliyor demek, bu günü şöyle eğlenceli geçirelim diyorsanız sıkı bir başlangıç için işte benden size çoook neşeli bir parça...

işyerinde sesi sonuna kadar açıp akşama kadar hiç durmadan bu şarkıyı dinlemek isteyeceğinizi biliyorum :) (ama işinizden olursanız sorumlusu asla ben değilim, bunu da bilin :)) bakalım kaç ay sonra dünyaca ünlü olurlar bilmiyorum ama bizim aramızda şimdiden ünlü oldular gibi :)

D'Banj - Oliver Twist
açık link: http://youtu.be/CQP-etYU1ps

27 Haziran 2012

ptx - we are young

Bu da bugünün sürprizi olsun, bu çocuklara dikkat edin, süperler...
Pentatonix - We are young
açık link: http://youtu.be/Mn3Zkq9PP_Y

Great masters [sergi]



Leonardo Da Vinci
Michelangelo
Raphael


Siz de benim gibi “Param olsa bu isimlerin sadece biri için bile Avrupa’ya gidip sergileri müzeleri gezmeyi isterim ama nerdeee...” diye düşünenlerdenseniz güzel bir haberim var.

500 yıldır dünyanın sanat eksenini yönlendiren ünlü bu üç ismin (kısıtlı sayıda da olsa) en önemli eserleri şimdi İstanbul’da. (tabii ki dünyadaki benzeri bütün sergilerde olduğu gibi burada da sergilenmek üzere üretilmiş özel kopyalar sergileniyor)

The Great Masters (Büyük ustalar) ismini taşıyan sergiyi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi’nde 31 Temmuz’a kadar ziyaret edebilirsiniz.

11 bölümden oluşan sergi kapsamında çeşitli etkinlikler ve sergi içinde etkileşimli sunumlarla güzel vakit geçireceğinizi, bilgi ve kültür birikiminize her zaman bulamayacağınız şeyleri ekleyebileceğinizi hatırlatarak biletlerin de sudan ucuz olduğunu söylemek istiyorum.

[öğrenci 12, tam 17 TL. Bu fiyatlara sergiyi gezerken bilgi veren sesli rehber cihazı da dahilmiş, daha ne olsun? Adamların sizi evinizden almasını mı bekliyorsunuz? Buraya kadar geldi de gitmedim dememek için alın çoluk çocuğu gidin ve hep birlikte değişik bir şeyler yapın, alışveriş merkezine gidip bir hamburger bir dondurma alıp iki jetonlu bilmem ne oynasan bundan pahalı...]

Sergi, Cumartesi Pazar dahil her gün 10’da açılıp akşam 7’de kapanıyor.
(28 Haziran, 5, 12, 19 ve 26 Temmuz’da giderseniz ücretsiz özel belgesel film gösterimleri, diğer günler çocuklar için sergiye bağlı atölye etkinlikleri de var, yazın çocukla ne yapsam acaba diye düşüneceğinize böyle bir şeyleri birlikte yaşayabilirsiniz.)

26 Haziran 2012

Josie Cotton - Convertible music

İçinizde Josie Cotton’u tanıyan ya da dinlemiş olan var mıdır bilmiyorum. Cotton, 1981 yılında Amerika’daki radyolarda uzun süre 1 numara olan “Johnny, are you queer?” parçasıyla çok kısa sürede ünlü olmuştu.

[Ayrıca, argoda “nonoş” anlamına gelen “Queer” kelimesinin bir pop müzik parçasında yer alması da tepki çekmişti ama artık o, bu işin magazin yanına girdiği için lafı fazla uzatmayayım.]

80’lerin pop müzik içinde yüzen o renkli dünyasında Cotton 3-5 yıl arayla pop-new wave karışımı bir iki albüm çıkardı ama bunların hiçbiri öyle büyük bir ses getirmedi... (Hatta öyle ki Cotton çıkardığı ilk albümünü ikinci albümü olan "From the hip" albümüyle birlikte satmayı bile denedi...)

Uzun bir aradan sonra Josie Cotton ismine tekrar rastlamam ise “Pussycat Babylon” albümü sayesinde oldu. Bu albümden “Hey now” ve “Hi, I like you” isimli parçaları beğendim ama diğerleri “eh işte”...

Bütün bunları bir kenara bırakarak beğeneceğinizi düşündüğüm albüm olan Convertible music’e dönelim.

Josie Cotton, tek şarkıyla bir anda parlayıp söndüğü ve hatta Amerika dışında 80’lerin ortasında pek de öyle fazla tanınmayan bir isim olduğu için bu albümü 80’lerde her şeyi yakından takip edenler bile fazla bilmiyordur diye düşünüyorum.

Fakat geç kalmış sayılmazsınız, bence bu yaz bu albümü bulup dinleyin ve o eski güzel günleri bu güzel müzikler eşliğinde bir daha hatırlayın. Albüm, güzelliğinden ve kalitesinden hiçbir şey kaybetmeden olduğu gibi duruyor ve hâlâ dinlenilebilir kalıcı albümler arasında yerini çoktan almış durumda... Eğer daha önce duymadıysanız ve bu tür müzikleri seviyorsanız arşivinizde yer alması gereken bir albüm olduğuna siz de katılacaksınızdır.

Kim Wild’ın parçalarındaki o hafif sert ritmlerini, The Cars’ın klavyeli muhteşem melodilerini, kimi zaman romantik kimi zaman hareketli Country tarzı vokal temeli bulunan parçaları ya da Grease filminin müziklerini seviyorsanız bu albümü de beğeneceğinize eminim.

işte, 60’ların kız gruplarını anımsatan vokalleri, MUD tarzı hafif Rock ‘n’ Roll ritmli gitar süslemeleri, biraz romantizm biraz dans ettiren parçalar eşliğinde Josie Cotton ve “Convertible music” albümünden seçtiğim parçaları... (çoğu parça youtube'ta ya da başka bir yerde bulunmuyor o yüzden parçaların sadece bir kısmının dinlenebildiği mp3 satış sitelerinden linkler verebiliyorum, kusura bakmayın. Ama sanırım bu kısa örnekler bile albümü tanımanıza yetecektir, bir şekilde ;) edinip tamamını zevkle dinleyeceğinizi umuyorum.)

I need the night, tonight
Another girl
Waitin’ for your love
He could be the one (video)
Tell him
Rockin’ love (video)
So close

[yazdıktan sonra linklerini toparlamakta bu kadar zorluk çektiğim bir albüm daha bilmiyorum :( neredeyse kadını bütün dünya yok sayıyor gibi :) uyduruk kısa tanıtım linkleri için gerçekten özür dilerim]

montaj işleriniz itinayla yapılır :)

Uhu, tutkal, şeffaf bant, lehim ve elden ele gezen tablet bilgisayar parçaları...

Ne elektronik denetimli robot kollar, ne toz almayan çok özel laboratuvarımsı üretim ortamı...

Bizdeki tekstil atölyeleri bile bunlardan daha moderndir ama demek ki işi bilmek ayrı bir şeymiş :)

İşte Çin'de tablet bilgisayar üretim atölyesi.
Açık link: http://youtu.be/AfyAjkPIYyc

Orhan Güzel - En güzel hazır cevaplar

Kimi zaman padişahın sözü üzerine bir şairin verdiği cevap, kimi zaman bir kadı'nın halktan uyanık birine verdiği bir öğüt ya da ünlü bir yazarın önemli bir olay için yazdığı bir iki satır...

Bunların birçoğu da gerçek olup olmamasına bakılmaksızın bir şekilde sözlü ya da yazılı olarak edebiyata aktarılmıştır.

Bu örnekleri oluşturan olaylardaki konuşmaları veya fikir belirtmek için söylenen sözleri toplayarak bir araya getiren bir çok eser vardır.

Bunları kendilerine atfedilen isimler gerçekten söylemiş midir yoksa sadece bir yakıştırma mıdır hiçbir zaman öğrenemeyiz ama ister öyle olsun ister böyle "Taşı gediğine koydu" diyerek verilen cevabı yerinde ve zekice bulan bizim insanımız da bu tür edebi sözleri her zaman beğeniyle okumuş ya da sözlü olarak başkalarına anlatmıştır.

Orhan Güzel de işte böyle hem bizim hem Avrupa'nın tarihinde önemli bir yeri olan ünlü isimlerin birbirinden güzel ve anlamlı "Hazır cevap"larını bir araya toplayarak güzel bir derleme oluşturmuş.

Keskin zekâ ve engin bir hayat tecrübesi gerektiren bu hazır cevapları sizin de beğenerek okuyacağınızı tahmin ediyorum.

Mantık kurup bir sonraki adımı düşünebilmeyi geliştiren ince zekâ örnekleriyle dolu bu kitabı kendiniz okumasanız da okuma yazma bilen tüm çocukların düşünce yapısını geliştirmesine yardımı olacağı için çocuklarınıza da alabilirsiniz.

Bazı yazım hataları ve tekrarları gözardı edersek, anlatılan bazı şeyleri de tamamen bir fıkra gibi "gerçek olmadığını" düşünerek okursak bir hayli zevkli vakit geçirebileceğinizi şimdiden söyleyebilirim.

Papatya Yayınları’ından çıkan kitap 190 sayfa ve 6.5 TL

19 Haziran 2012

4 farklı müzik 3 şarkıcı

Yeni bir şeyler bulamayınca ya da yenilerde bulunacak bir şey olmayınca daha önceden dinlediğimiz grupların bilmediğimiz veya gözden kaçan neleri var diye bakınmaya başlıyorum.

işte garip başlangıçlı ama çok güzel bir My morning jacket parçası "wordless chorus" da bunlardan biri... Ağır ve düzenli ritmi ile sakin bir parça olan wordless chorus bu özelliğine rağmen yine de etkileyici bir havaya sahip.
My morning jacket - Wordless chorus
açık link: http://youtu.be/VYWtyJGq4vo

Ritmi düşürmüşken hemen ikinci olarak Leona Lewis'in "you bring me down" isimli az bilinen (benim de ilk kez 3 parçalık bir EP'de rastladığım) slow parçasına da bir bakın derim, çünkü gerçekten güzel bir şarkı.
Leona Lewis - You bring me down
açık link: http://youtu.be/SPhI0Ao7OUc

ve sıra bu gönderinin yıldızı olarak en sona iki parçasını sakladığım Christina Perri'ye geldi.

Çok kaliteli bir parça diye niteleyebileceğim "Bang bang bang" gerçekten çok güzel ve taşıdığı ruhu dinleyene anında aktarabilen bir parça.
Christina Perri - Bang bang bang
açık link: http://youtu.be/QgftLYh4ZP8

Christina Perri'nin sizler için Lovestrong albümünden seçtiğim en güzel ikinci parça ise "Mine"
Christina Perri - Mine
açık link: http://youtu.be/hqa32R8nA1A

Böylelikle son bir iki gün sıkıntıdan ne dinleyeceğimi bilemediğim bir anda uzun araştırmalar sonucu bulduğum bu dört parçayı da sizlerle paylaşmış oldum. Umarım beğenirsiniz.

Toni Braxton-You're Makin' Me High (Dancehall Mix)

Yaklaşık bir on yıldır her yaz başında birbirine benzeyen hareketli parçalar ortalığı sarardı ve iyi kötü içlerinden biri de mutlaka akılda kalırdı, baktım ki bu sene öyle bir şey yok herkes ağır takılıyor, bari şu rastladığım parçayı koyayım da millet dans etsin dedim :)

Tamam biliyorum pek öyle "yılın parçası" değil, zaten Toni Braxton da genelde soul ve R&B söyler ama hani biraz oynak olduğunu da inkâr edemeyiz değil mi? Hadi hadi utanmayın, vallahi bırakmam, biz biliyoruz da mı oynuyoruz allaaşkına :)

Toni Braxton-You're Makin' Me High (Dancehall Mix)
açık link
http://youtu.be/0FYkR9Rq7kU

Block party - the prayer

Block party pek de bana göre bir grup değil ama ağır aksak değişik formu ile gittikçe yükselen bir ritm sergileyen "the prayer" parçası hoşuma gitti (ama bu parçanın yer aldığı albümü beğenmedim).

Hani yolda dinlesem sıkılmam, mp3 player'da bulunsun diye kenara ayırabileceğim bir kaliteyi yakalamışlar.

Biraz Duran Duran'ı anımsatıyor diye mi,
biraz bunalımlı inleyen vokali mi, 
girişte kolay kolay cesaret edilemeyecek bir tonda başlamalarıyla birlikte üzerine geri vokal binmesi mi yoksa yavaş başlayıp hızlanması mı?
Bilemiyorum işte hoşuma gitti ve eminim neredeyse hiç kimsenin hoşuna gitmeyecek...

ama ben bir şarkıya bu kadar yazı yazdıysam o parçayı buraya koyarım arkadaş :) zaten bir iki dinleyince anca yerine oturuyor, fazla konuşup kafaları bir de ben karıştırmayayım.

block party - the prayer
açık link
http://youtu.be/xk2CvKcJnC4

Cem Özer - Yastıkaltı hikâyeleri


Özel kanalların açıldığı ilk yıllarda televizyonun ilk “talk-show”cularından biri olarak karşımıza çıkan, yumuşak tarzıyla genel izleyici kitlesinin beğenisini kazanan Cem Özer’i ben de o zamanlar severek izlerdim.

Kendine has bir üslubu vardır, tarzını korumayı bilmiştir, magazin yayınlarında çıkmak için türlü olaylar çeviren diğer televizyon yıldızlarına benzemez, kısacası doğru dürüst biridir.

Epey bir zaman önce “Yastıkaltı hikâyeleri” ismiyle bir öykü bir kitabı yazmıştı. Televizyonda anlatılamayacak farklı şeyleri bu kitapta toplayacağını düşünmüş ve fırsat bulursam okurum diye de “Yastıkaltı hikâyeleri”ni kitaplıkta bir yere koymuştum.

Kısmet bu zamanaymış, aldım okudum... fakat ne yazık ki pek de beklediğimi bulduğumu söyleyemeyeceğim.

Kitap hakkındaki ilk izlenimim; 2000’li yılların başında kişisel gelişim kitaplarının moda olmasıyla birlikte satış listelerinin üst sıralarını ele geçiren “Olaylara bak, ibret al”, “Ümidini kaybetme”, “Her şeyin bir nedeni vardır, yaşamdan uzaklaşma” benzeri felsefesi olan öyküleri bir araya toplayan “Tavuksuyuna çorba” gibi kitapların tarzından çok etkilenilmiş olması oldu...

Orta dereceli Avrupa okurunun ilgisini çeken güncel yayınlardaki hikâyeleri hayattaki ilginç olaylarla harmanlayıp benzerlerini de kendi çevresindeki olaylardan derleyerek bir öykü seçkisi hazırlamış Sn. Cem Özer...

Ama benim televizyondan hatırladığım o akıcı anlatımıyla insanı hiç sıkmayan Cem Özer yerine kitapta “yazarken konuşulan şeye açıklık getirmek için çok düşünüp her cümleyi aşırı zorlayan” bir Cem Özer’le karşılaştım.


Tamam, okuyunca yanlışlar ya da anlam kaymaları yok ama bizim tanıdığımız Cem Özer şu aşağıya yazdığım örnekteki gibi mi konuşuyordu?


“........Mirsat Abi, biraz tombulcana, esmer ve gözlüklü bir adam. Çiçeklerle uğraşmadığı vakitlerde polisiye romanlar okur. Hatta gerilim, korku filmleri ve kitapları polisiyelerden bile daha çok ilgisini çeker. Birçok kitabımı ona ödünç vermişimdir. Geri verdiğinde kitap ayracı olarak kullandığı bir sap çiçeği arasında bırakır. Ben de o haliyle saklarım kitaplarımı hâlâ. Bazen arada bir eski kitaplardan bir iki sayfa okumak gelince içimden ya da sevdiğim bir romanı tekrar okumak şöyle hızlıca; sayfalarını açınca kurumuş bir sap çiçek bulacağımı bildiğim bir kitabı elime almayı tercih ederim. Mirsat Abi, imkân varsa kendisi götürür çiçeklerini gönderilen yere...........”

Konuşmayla yazmanın farklı şeyler olduğunu biliyorum tabii ki ve o yüzden bu kadar iyi konuşup bütün konuları birbirine bağlayabilen, akıcı bir şekilde oradan oraya geçip insanı hiç sıkmadan konuşan birinin bu şekilde yazmış olmasına inanamıyorum. (Sanırım, Cem Özer de bunların yani konuşmakla yazmanın birbirlerinden farklı olduğunu düşünerek yazarken her yazdığı cümlenin üzerinde gereğinden fazla düşünmüş ve her bir cümleye açıklık getirmek için yazdıkça da işler daha da karışmış... )

Sadece anlatım da değil, öykülerin biraz fazla şehir efsanesi kokması, “bir arkadaşın arkadaşı varmış da ondan duydum” gibi öykülerin gerçekliğinin havada kalması, takip edilecek konunun okuyucuda merak uyandıramamasına da neden oluyor.

Cem Bey keşke; sevildiği tarzıyla, düşündüğü gibi “başka birine anlatıyormuş gibi” yazsaymış, bu yazdıkları o zaman ne kadar güzel olurmuş.

Umarım Cem Bey yazmaktan vazgeçmez ve stilini biraz daha doğal hale getirip, yine güzel öykülerle okuyucusuyla buluşur.

80’li yıllarda genç kızlığını yaşayan, romantik kitapları, hayat hikâyelerini ve magazin gazetelerindeki ilginç “ilişki testleri”ni seven orta yaşlı olup ama hâlâ genç kalmaya çabalayan bayanların ilgisini çekebilir.

(Burayı okuyanlar bilir, bende yalan yok. Ne düşünürsem, neyi nasıl tespit edip değerlendirdiysem o şekilde de aynen anlatıp aktarırım. Sonuçta Cem Özer’i ne tanırım ne de görmüşlüğüm vardır, ben zaten burada Cem Özer’i değil, yazdığı kitabın içeriğini analiz edip, okuduktan sonra bende bıraktığı etkiyi yazdım. Yazdıklarım tamamen kişisel ve özel bir değerlendirmeden başka bir şey değildir. Lütfen, kitap hakkında yaptığım eleştiri için bir şeyler yazarsanız bunu da göz önünde bulundurun.)

130 sayfalık “Yastıkaltı hikâyeleri” kitabı, 2005'te Neden Kitap'tan çıkmış... Fiyatı 7.5 TL

17 Haziran 2012

Glass Candy-Deep Gems: A Collection of Singles, B Sides & Rarities

İki kişilik Amerikalı elektro-pop grubu “Glass Candy”nin “Deep Gems: A Collection of Singles, B Sides & Rarities” albümünü dinliyorum...

Kuralsız, kafasına göre içinden geldiği gibi basit ama güzel ritmlerle müzik yapan “Glass Candy”yi beğeneceğinizi sanıyorum. Her ne kadar yaptıkları müzik elektro-pop ya da dark wave diye nitelendirilse de yine de synth-pop ya da new wave etkileri ile post pop-disco karışımını da her parçada rahatlıkla görebiliyoruz.

Baştan da “kafasına göre, içinden geldiği gibi...” dedim ya, gerçekten de öyle bir grup ve yapılan müzikte zorlama, modayı izleme, herkesin kullandıkları loopları efektleri kullanma gibi bir sıkıntıları yok.

80’lerin tarzını günümüzde sürdüren grubu ille de bir yere koymak isterseniz aslında tam olarak pop dans kategorisine yerleştirebilirsiniz... Bilerek eski tarz tonları kullanan, funk tonlarda giriş yapıp 70’lerin sonundaki pop grupların sound’uyla devam eden, bunları efekt gibi arkada parçanın içine başarılı bir şekilde yediren gruba ısınabilirseniz ara sıra severek dinleyeceğinizi umuyorum.

[iç gıcıklayan seksi vokallerine rağmen solist Ida No’nun biraz düz bir yorum anlayışı olduğunu kabül etmek gerekiyor ama yine de ne çalarlarsa çalsınlar hepsinde bir hareket ya da depresif bir ruh mutlaka var :) Glass Candy hiçbir şey ispatlamaya çalışmıyor, kliplerinde vücudu parlasın diye krem sürülmüş siyahi kızlar poposunu sallamıyor, her şeyleriyle çok doğallar, bu doğallığı mutfakta dans eden sıradan haliyle Geto boys klibinde de görebilirsiniz.]

Eskiyle yeniyi birleştiren değişik bir grup olan Glass Candy gibi gruplara da bir şans vermelisiniz. En azından profesyonel saldırganlığın zorunlu kalıplarından sıyrılmayı başarabilen ve kaliteli sayılabilecek işler ortaya koyan müzisyenlere de kulak vermek gerekir diye düşünürseniz, ilk dinlediğinizde garip gelebilecek bu grubu belki sizde seversiniz.


Deep Gems: A Collection of Singles, B Sides & Rarities albümünden

Feeling Without Touching
Poison or Remedy
Stars & Houses
Geto Boys isimli parçalar en çok akılda kalanlar olurken
Something Stirring in Space parçası ise arkasındaki mini kristal gam düşüşü nakarat kısmıyla [2'10''] ve çok seslilik adına yapılan efektler, zil sesleri, synthsizer kullanımı ile kendine özgü mükemmel bir parça...
Diğer parçaları da dinledikçe beğeneceğinizi tahmin ediyorum. Sizlere Glass Candy ile iyi eğlenceler...

(benim gibi bu tarzı beğenen biriyseniz aynı grubun 2000'lerde kurduğu Chromatics'i de araştırabilirsiniz.)

15 Haziran 2012

Tarihin Büyük Sırları - Paul Aron

Bu türdeki kitapları severim ve merakla okurum. Yine öyle bir kitap diye okumaya başladım ama pek de o şekilde olmadığını görünce hevesim kaçtı.

Bir zamanların meşhur 'Bütün Dünya" dergisinin yazıları gibi "yarısı söylence, yarısı tarihi olayların magazin yanlarından bahseden" konuları çeşitli sorularla ilginç hale getirmeye çalışmışlar, ama her ne kadar ayrıntılarla işlenmiş olsa da konuların hemen hemen hiçbiri ilgi çekici şekilde işlenememiş.

Önemli tarihi olayların ya da konuların detaylarıyla ilgilenenler bazı ayrıntılar için zaman zaman bu konularda bilim adamlarına danışma ihtiyacı da duyar.

Anlatılan ya da bilinen şeylerin gerçekle uyuşup uyuşmadığı da çoğu zaman bilim adamları ya da o konunun uzmanları tarafından incelenmelidir ki o olay ya da konu bilimsel olarak da onaylanmış (ya da bilimsel tezlerle doğru şekilde açıklık getirilmiş) olsun.

Kitap bazı konularda açıklanamayan bazı detaylar için çeşitli araştırmalar yapan bilim adamlarının görüşlerine de yer vermeye çalışmış (ve bunlar da her seferinde yetersiz ya da sonuçsuz kalmış) ama kitapta bilim adamı yerine her yerde "bilim insanı" yazılması beni o kadar çok rahatsız etti ki bu kitabın çevirisini ve hazırlığını yapanların pek de bu konular üzerine kafa patlatmış tecrübeli kişiler olmadığı düşüncesine kapıldım.

(yıllarca bu işlerle ilgilenen birileri olsa çok uzun yıllar evvelden yaptıkları araştırmalar, okumalar, eğitim ve öğretim sebebiyle alışkanlık gereği "bilim adamı" yazarlardı, çünkü yüz yıldır böyle yazılıyordu. Ancak yeni yetmeler böyle saçma bir şekilde "bilim insanı" yazar. Ciddi konuları ele alan bir yazar, çevirmen, yayın kurulu ekibinin yaşlı başlı, bilgili ve tecrübeli insanlar yerine böyle kişilerden oluştuğunu düşününce ister istemez olumsuz bir etkiye kapılıyorsunuz.) 


[İleride denizlerle ilgili bir belgesel hazırladıklarında balık adam yerine balık insanı yazarlarsa şaşmamak gerekir, çünkü saçma sapan gereksiz amaçlarının altında yatan neden "bilim adamı" denilince sadece erkek anlaşılıyor, oysa ki kadın da var, o yüzden bilim insanı diyoruz ukalalığı…]

Neyse işte, ne diyecekken nerelere geldik ama eminim sizler ne demek istediğimi anlamışsınızdır.

Hem içerik, hem anlatım olarak ben pek beğenmedim fakat "başladığım kitabı da beğenmesem de bitirmek zorunda hissetmek gibi bir takıntım olduğu için" bitirdim. Keyifsiz ve sığ bir okuma tecrübesi oldu.

Tarihe meraklıysanız bu türde yazılmış benzer bir sürü kitap var, onlara öncelik tanımanızı tavsiye ederim. Ama kitaptaki konulardan herhangi biri üzerine çok derin araştırmalar yapan ya da bu konulardan biriyle ilgili en küçük farklı bir bilgi de olsa mutlaka öğrenmem lazım diyorsanız belki işinize yarar bir şeyler bulabilirsiniz. Mesela kitaptaki konularla ilgili çoğu ayrıntıyı biliyor olsam da Hitler'in annesiyle babasının yeğen olduğunu ilk kez öğrendim…
Hani o açıdan gerçekten bazı ilginç ayrıntılar yok değil ama dediğim gibi o bir iki ayrıntıya ulaşır mıyım diye (o kadar olağan üstü bir şekilde bu konulardan birine meraklı değilseniz) bu kadar sıkıcı bir kitaba da katlanılmaz.

Bütün konular acaba şöyle mi yoksa böyle mi, bakın böyle bir iddia da var denilip ayrıntılar ortaya dökülüyor ama her şeyin sonunda yine bilinen ve kabul gören gerçek sona geri dönülüp eh bu da böyle işte diye ortada bırakılıyor.

Madem ispatlanmış, herkesin bildiği çok büyük bir gerçeğin arkasındaki bilinmeyeni açıklayan bir araştırma sonucuna sahip değilsin, ne diye gereksiz yere ayrıntıları batıp çıkıp sonra yeniden başladığın yere dönüp milleti de oyalıyorsun, böyle bir kitabın amacı ancak "tarihle amatörce uğraşanlara ilginç gelecek şeyleri toplayıp satış yapmak"tan başka bir şey değil diye düşünüyorum.

Of, bunların acayip çeviri dillerini okuya okuya ben de onlar gibi konuşuyorum ara sıra, kusuruma bakmayın… Ben tavsiye etmiyorum ama almayı düşünüyorsanız konuları bir bakın.


Kitaptaki konular;

Neandertaller Atamız mıydı?
Stonehenge'i Kim Dikti?
Firavunlar Piramitleri Neden İnşa Ettirdiler?
Troya Savaşı Gerçekten Oldu Mu?
İsa Çarmıhta Mı Öldü?
Nazca Çizgileri Neydi?
Maya Uygarlığı Neden Çöktü?
Paskalya Adalarındaki Heykelleri Kim Yaptı?
Jeanne D'arc'ın 'İşaret'i Neydi?
Matbaayı Kim İcat Etti?
Kolomb'un Asıl Amacı Amerika'yı Keşfetmek Miydi?
Shakespeare'in Oyunlarını Kim Yazdı?
Mozart Zehirlendi Mi?
Freud Travma Teorisinden Neden Vazgeçti?
Titanic Kurtarılabilir Miydi?
Hitler Yeğenini Öldürdü Mü?

141 sayfa Aykırı Yayınları. 8.5 TL

11 Haziran 2012

Güldürmezse para yok :)

Komik, başarılı ve değişik çizgisiyle ilgi çekici yeni bir mizah yazarı.

Uzun zamandır, bu kadar komik yazılar okumamıştım.

Kafam dağınık ve çeşitli nedenlerden dolayı neşesiz isteksiz bir halde öylesine okuyacak bir şeyler ararken köşe yazıları içinde "Beyinsiz adam" ismi dikkatimi çekti.

Önce Penguenden, Leman'dan bir yazar sandım ve alışık olduğumuz türde şeylerle karşılaşacağımı düşündüm ama hiç beklediğim gibi olmadı... ve okudukça gülmeye başladım...

Hayatımıza zekâsıyla böyle güzellikler katan insanlara ne kadar teşekkür etsek azdır. Tahmin edemeyeceğiniz ayrıntıları ele alıp size anlatırken ters köşeye yattığınız anda "Beyinsiz adam"ın parmaklarını beyninizin en ücra kıvrımlarında dolaştırdığını göreceksiniz.

Siz de gülmek, güldükçe okuyup bu yeni mizahi kahramanı keşfetmek istiyorsanız aşağıdaki linke basıp yazıların olduğu bölüme geçin...

"Beyinsiz adam" işi biraz planlı programlı genişletmeye başlarsa çok büyük bir isim olur, söylemedi demeyin, takip edin.

http://www.tumkoseyazilari.com/yazar/beyinsiz-adam/
http://www.beyinsizadam.net/

balonların sırrı...



Televizyonda uydudan bir çocuk kanalını izliyoruz :) çeşitli deneyler yapıp çocuklara bunları eğlenceli bir şekilde vermeye çalışıyorlar.

İşte, bunu da oradan öğrendim;

Çocukların elinde şu köpüklerden balon çıkartan küçük plastik tüpleri görmüşsünüzdür, küçükken biz de içinde su bulunan bir kaba deterjan koyup mandal ya da (kıvırıp ucunu minik bir çember yaptığımız) tel parçasıyla balonlar yapardık. (Fakat çıkan balonlar hiçbir zaman o ilk alınan orijinal köpüğün balonları gibi olmazdı)

Meğer bu işin sırrı deterjanlı suya bir iki tatlı kaşığı toz şeker atmakmış ;)

Böylelikle hem balonlar daha dayanıklı hem de kocaman oluyorlar. [Daha büyük balonlar yapmak için bir cetvelin iki ucuna kalın bir ip bağlayıp ipi cetvelle birlikte daha önceden hazırladığımız (şekerli deterjanlı su koyduğunuz) leğene batırıp çıkararak elde edebilirsiniz.]

Haydi bakalım şimdi miniklerle eğlenceye :)

Farklı köşe yazıları

Siyaset ve politikanın böylesine hayatın içine işlediği ülkelerde hem köşe yazarları hem de halk siyasal bilimler mezunu gibi güncel olan her şeyi devlete hükümete ya da muhalefete bağlayan bir mantık içinde düşünmeye öylesine alışmıştır ki insanlar zaman zaman kafasını kaldırıp da hayata, insana, ilişkilere ve dünyaya başka gözlerle bakmayı unuturlar.

Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılar, dünyada olup bitenler insanları farklı bilgi ve düşünceleri görmekten uzaklaştırdıkça okuyup yazdıkları da belli sınırlar içinde kalır.

İşte, bunlardan biraz olsun sıyrılıp nefes almak, farklı bir görüş açısıyla insana, hayata, psikolojiye ve dünyaya bakmak için okunabilecek, her yazısından farklı şeyler öğrenip şöyle durup düşündürecek bir isim Tuğba Kıraç.

Sayın Kıraç'ın Radikal arşivindeki tüm yazılarını beğenerek okudum sizlerin de beğeneceğini tahmin ediyor ve tavsiye ediyorum, Sayın Kıraç'ı aşağıdaki linkten takip edebilirsiniz;
http://www.radikal.com.tr/index/tugba_kirac

(Twitter'dan bakayım diyenlere için www.twitter.com/TugbaKirac  linki de var.)

32A [film]


Genç kızlığa geçiş dönemindeki karışık duygular ve o döneme ait sorunlar...

Filmde İrlanda'da 1970'lerdeyiz, o dönemin evleri, eşyaları, giysileri kısacası o zaman ve mekânın dokusu (başarılı bir şekilde) verilmiş.

Filmin konusuna gelirsek kısaca; Burada şimdi bile tanınmayan özgür hayatın "orada, o zamanki koşullarda" normal sayılan sınırları içinde gerçekleşen masum bir aşk öyküsü diyebiliriz.

13 yaşındaki dört kız arkadaşın kendi aralarındaki ilişki ve içlerinden birinin kendinden biraz büyük bir çocuğa aşık olmasıyla değişen arkadaşlıkları küçük ama gerçekçi ayrıntılarla işlenmiş...

Yavaş akan macerasız bir film ve seyredenleri o döneme o yaşlara götürmesi için yapılmış duygusal bağlar kurmayı düşünen bir senaryo mantığı var.... [ve tabii ki bu da ancak o dönemde İrlanda'da 13 yaşında bir kızsanız :) gerçekleşebilecek bir duygusal aktarım olabilir.] Bazı şeyler evrenseldir ve zamanla sınırlanamaz ama film belli bir zamanı ve ortamı temel alıp onun üzerinde yapılandığı için bizim seyirciyi tatmin edebileceğini sanmıyorum.

Seyredilebilir ama seyretmeseniz de olur, şu kısa ömrümüz için fazlaca boş bir film. Çocuklarınızla seyrederseniz bir iki küçük ayrıntıdan rahatsız olabilirsiniz o yüzden 16 yaş altına uygun olmayabileceğini de belirteyim...